(Ganire Paşayeva,"Allah seven kalplerdedir" kitabından)
Bir hafta önceydi, işe gidiyordum. İçerişehir”™de bir kadın dikkatimi çekti”¦
Günün bu vaktinde, zemheri soğuğunda banka oturmuş bu kadının, yanık bir sesle hüngür hüngür ağladığını fark ettim”¦ Yanağından süzülen gözyaşları eşliğinde, bir şeylerden bahsedip ağlıyor, hıçkırıyordu. Yanına yaklaşıp sordum:
”“ Bacı, niye ağlıyorsun? Bir şeye mi ihtiyacın var? Sana nasıl yardım edebilirim?
Başını kaldırdı, yaşlı gözlerle yüzüme baktı, hem öyle bir şaşkınlıkla baktı ki”¦
Sonra da hıçkıra hıçkıra:
”“ Gideceğim buralardan, deyip ağlamaya devam etti.
”“ Nereye gideceksiniz? Size ne oldu ki, dedim ve ekledim: İstersen bana anlat derdini, belki bir yardımım dokunur...
Sanki beni hiç dinlemiyordu. Hıçkırıklar içerisinde:
”“ Gideceğim buralardan, deyip duruyordu. Uzaklara gideceğim, hiç kimsenin beni tanımadığı yerlere”¦ Artık kalamam buralarda, buralarda yaşayamam artık”¦
Ne derdi olduğunu bir türlü anlayamıyordum, ancak onu öylece bırakıp gidemezdim elbette.
”“ Derdiniz nedir, söyleyin bana, elimden ne gelirse yardım etmeye çalışacağım, söz veriyorum, diye küçük bir çocukmuş gibi, ona dil dökmeye başladım. Bir süre sonra ikna olup derdini anlatmaya başladı.
Hapishaneden yeni çıkmış ve gideceği hiçbir yeri yokmuş. Kocası ise, o daha hapisteyken evlenmiş, çocuklarını da öyle yetiştirmiş ki, dünyaya getirdiği evlatları artık annelerini görmek istemiyor, hatta annelerinden utanıyorlarmış. O, da evlatları utanmasın diye arada bir gidiyor, çocuklarını uzaktan seyrediyorlarmış. Ailesi de araya mesafe koymuş ve ona soğuk davranıyorlarmış”¦ Hapisten çıktıktan sonra parası olmadığı için Bakü çevresinde ucuz bir ev kiralamış; ancak kirasını ödemekte oldukça zorluk çekiyormuş. Çünkü hapis yattığı için ona iş de vermek istemiyorlarmış. Bu nedenle de birkaç kuruşa, karın tokluğuna, en ağır işlerde bile çalışmaya razı olmuş. Ancak bunlar da azmış gibi, bütün günü sadece bir lokma ekmek için kapısında çalıştığı insanlar bile ona şüphe ile bakıp, hapiste yattığı için onu rencide edici aşağılayışı sözler sarf eder olmuşlar. Kadın artık öyle bir psikoloji içine girmiş ki, sokakta gezmekten çekinir olmuş.
”“ Sanki herkes benim hapiste yattığımı biliyor diye düşünüyorum, başımı yerden kaldırmadan yürüyor, insanların yüzüne bakamıyorum. Bir parça ekmeğe muhtaç olmasam, dışarıya adımımı bile atmak istemiyorum. Bazen dışarı çıktığımda yoldan geçerken, geçiş hakkı benim olsa da durup arabalara yol veriyorum. Benim dışımdaki herkes haklı ve hepsi benim hapiste yattığımı biliyor ve her an beni sokak ortasında acımasızca aşağılayabilirler, diye düşünüyorum”¦
Dostlarım da benden yüz çevirdiler, onlar da benimle görüşmüyorlar. Derdimi paylaşacağım kimsem yok”¦ Ölsem, hiç kimsenin umurunda olmayacak. Yaşayamam artık buralarda”¦ Uzaklara gideceğim, hiç kimsenin beni tanımadığı yerlere”¦ Sonra orada kimsesiz bir garip gibi öleceğim”¦ Öldüğümü de bilmeyecekler”¦
Kadın konuştukça boğulduğumu hissediyordum. Hem kendimi hem de tüm insanlığı sorguluyordum içimde”¦
”“ Neden düştün hapishaneye?
”“ Anlatsam, siz de benden nefret edeceksiniz”¦
”“ Etmeyeceğim, söz”¦
Anlattı”¦
Nefret edilecek bir şey yoktu. Ağır bir cinayet işlememiş. Eğitimsiz olduğundan kolayca kandırılmış, acımasız insanların tuzağına düşmüş hepsi bu”¦ Bedelini de ödemiş”¦ Hapiste yatarak bedelini ödemiş. Ama toplum hâlâ ona ağır bedeller ödetmeye devam ediyor. Üstelik hayata büsbütün küstürecek kadar”¦ Toplum, hapisten çıkan kişilere karşı bu kadar mı acımasız? Halkımızın hapisten çıkan bir kadına karşı daha da acımasız ve gaddar olduğunu düşünüyorum! Doğrudur, erkeklere yönelik da sorunlar var ancak kadınlara yönelik problemler daha fazla ve de amansız”¦
”“ Hiç bir yere gitmeyeceksin, dedim kadına. Senin hayatında yeni bir sayfa açacağız. El ele vereceğiz, sana destek olacağız, çalışacaksın, mücadele edeceksin ve toplumun sana bakışını değiştireceksin. Bir gün evlatların sana yeniden anne diyecek, onlarla birlikte mutlu olacaksın”¦
”“ Çok eziyetler çektim. Hatta bir kişi bana, televizyon kanallarından birinde, derdimi anlatmamı önerdi ama konuşmadım, çünkü hiçbir zaman çocuklarımı utandırmak istemedim. Bırak, benim yüzümden utanmasınlar. Benim yüzümden utanıp ağlamasınlar.
Karşımda, hataları ve ödediği bedellerle beraber, evlatları için her şeyden vazgeçmeye hazır bir anne vardı.
”“ Doğru yapmışsın, dedim ve ekledim: Ben de sana söz veriyorum, kimseye ne senin kimliğini açıklayacağım, ne de senin kim olduğundan bahsedeceğim. Bu bizim sırrımız olacak. Ancak sen hayat savaşını kazandığın zaman, istersen kendi hayat hikâyeni anlatırsın ya da yazarsın. Senin hayat hikâyen de birilerine ibret, örnek olur.
Yardımsever insanlar sağ olsun, o kadına normal bir iş bulduk, bir de başını sokacağı mütevazı bir yer. Bir gün sonra, onun gözlerinde hayata yeniden başlayabilecek gücü gördüm. Her zaman yanında olacağıma dair de söz verdim”¦ Onu yeni iş yerinde işe başlatıp oradan ayrılırken bana ne dedi biliyor musunuz?
Dedi ki:
”“ Gerçekten, evlatlarımın artık bana anne gibi sarılacağına, yakınlarımın, dostlarımın bana bakışının değişeceğine, insanların bana normal insan gibi davranacağına inanıyor musun?
”“ İnanıyorum, sen bunu başaracaksın, dedim.
Fersiz gözleri yeniden, yepyeni bir umutla aydınlandı”¦
O kadın bir anaydı”¦
O kadın bir insandı”¦
Düşünüyorum da hangimiz kusursuz, mükemmeliz? Hayatta yanlış yola düşmüş, hata yapmış insanlara karşı neden nefret doluyuz ve acımasızca davranıyoruz? Biz gerçekten hata yapan insanlara böylesine amansız, böylesine nefretle dolu olacak kadar kusursuz muyuz? Gerçekten mi? Bu kadın gibi nice insanları kendimizden ve toplumdan uzak tutmakla daha mı iyi yapıyoruz? Biz bu şekilde davranarak, onlara sahip çıkmayarak, onları yeniden hata yapacakları bir yere, daha karanlık bir noktaya itelemiyor muyuz?
Bu davranışlarımızı değiştirmemiz gerekmiyor mu?
Bu gün beni aradı”¦ İlk iş günü normal geçmişti. Yeni işini sevdiğini söyledi ve:
”“ Asla sizin yüzünüzü kara çıkarmayacağım, yeni bir hayata başladım ve siz haklısınız, ben başaracağım, dedi.
Biliyorum, başaracak!
Peki, biz toplum olarak bu insanlara bakış açımızı değiştirecek adımları atabilecek miyiz? Yani kendimizi değiştirebilecek miyiz?


































































































